Bingöl İli Solhan ilçesi Hanzarşah Köyü Aksakal Göl Mezrasındaki Ada, o yörede yaşayan halk tarafından keşfedilmiştir. Sözkonusu ada, şimdiye kadar görülmemiş bir tabiat olayına sahiptir. Bingöl-Solhan karayolunda 4.5 Km. uzaklıktadır. Yolu stabilize olup, 1.5 km'dir. Yolun asfaltlanması ve gölün ıslahı halinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini artıracaktır.
Bingöl'ün turizmi doğa güzelliklerine dayanır. Yüzen Ada da tamamen doğaldır. Göl'ün üç tarafı dağlar ve tepelerle çevrilmiş düz arazi üzerinde bulunan krater göl konumundadır. Göl'ün şimdiki alanı 300 m2' nin üzerindedir. Islahı halinde 500 m2'den fazla olur. Gölün derinliği 50 metreden fazla olduğu sanılmaktadır. Göle devamlı akıntı olduğu tespit edilmiştir. Gölün altından ve kemerlerinden giren su, gölün alt tarafından, gölden daha aşağıdan dereyi beslemektedir. Ufak ufak kaynaklar bu görüşü teyit etmektedir. Yaz ve kış aylarında su seviyesi aynı kalmaktadır. Su tatlı ve berrak olup, herhangi bir madensel tuz ihtiva etmemektedir. Balık yetiştirmek mümkündür. Gölün ortasından hareket eden üç ada vardır. Adalar göl içinde bağımsızdır. Üstüne binildiği zaman sal gibi her tarafa ağır ağır hareket etmektedir. Adanın üzerinde 4-5 tane bodur ve dış budak ağacı mevcuttur. Çevredeki bitkiler gölün mevcut suyu ile beslenmektedir. Ada üzerinde bulunan ot kökleri sarılıcı olması nedeniyle toprak tamamen bitki kökleri ile kaynamış ve yapışmış durumdadır. Ayrıca Göl'ün ortasında bulunan adanın yapısı incelendiğinde çayır, ayrık ot ve suda yetişen çeşitli bitkilerin ada üzerinde mevcut olduğu görülmektedir. Göl'ün çevresinde de çeşitli bitkilere rastlamak mümkündür. Yeşil alanın dışında kalan arazi gölden çok yüksektir. Çevresi meşe ve yeşil alan ile kaplıdır
KADIN HAKLARI VE EFENDİMİZ'İN ALEMLERE RAHMET SIRRI(Onk. Dr. Haluk Nurbaki):
İslâmiyet’;in geldiği yıllarda yeryüzüne bir göz atarsak, kadın haklarının insanlığın yüz karası olduğunu görürüz. Roma, Bizans, Çin, Hindistan, Orta-doğu, İran, Habeşistan ve Mısır’;da durum aynıdır. Bütün bu ülkelerde kadınların ne sosyal ne ekonomik, ne kişisel hürriyetleri olmadığı gibi, dini görev yapma hakları bile yoktu. Buda dininde kadınlar mabede sokulmaz, birçok Hıristiyan ülkede kadınlar İncil’;e el süremezdi. Yine bu ülkelerin yüzde doksanında kadınların miras hakkı yoktu. Yine Erkâm’;ın evinde, İslâmiyet’;in daha ilk ayında Efendimiz’;in kadınlar konusundaki emri bomba gibi patlamıştı.”;Kadınlar, ekonomik haklar dâhil, tüm hürriyetler açısından erkeklerle eşittir. Hiçbir kız kişisel rızası olmadan evlendirilemez”;. İslâmiyet’;e savaş bayrağı açan müşrikleri en çok kızdıran, Efendimiz’;in kadınlara getirdiği bu eşitlikti. Nitekim müşrikler ilk toplantılarında İslâmiyet’;e karşı çıkıp onu eleştirirken: - Kadınlara eşitlik getiren bir din kabul edilemez, diyorlardı. Bu ana prensibin ilânından sonra Medine’;de kadınlara ekonomik hürriyet ilân edildi. Bu ana ilke Efendimiz’;in muhtelif emirleriyle şu ana noktaları içeriyordu: Kadınlar mallarına ve kazançlarına tam bir hakka sahiptir. Bir erkek, sadaka ve zekât vermek amacıyla bile olsa, kadının kazancına ve malına el süremez. Kadınlar, ticarette ve kazanç elde etmede hürriyete sahiptir. Kadınlar özellikle ticari konularda kendi paralarını ve mülklerini kocalarına sormadan kullanabilirler. Şüphesiz ki, Efendimiz’;in kadınlara getirdiği en önemli hürriyet, daha doğrusu hak, ilim öğrenme ve öğretme hürriyetidir. Mutluluk çağı bölümünden hatırlayacağımız üzere Hz. Âişe annemiz, ashaba Hukuk ve Fıkıh dersi vermiştir. Hz. Ömer, kendi halifeliği devrinde camide hutbe okurken: - Muhterem müminler mehirleri (boşanma tazminatı) çok arttırdınız, bu böyle giderse boşanma imkânsızlaşacak, dedi. Caminin arka kısmında uzun boylu, yüzü çilli bir mümin hanımefendi ayağa kalkarak: - Ya Ömer, Kur’;an sizin söylediğiniz gibi söylemiyor, “;mehirleri talep edilen şekilde verin”; diye emrediyor, siz yanılıyorsunuz, dedi. Ve Hz. Ömer, halife olarak, Kur’;an’;ı iyi bilen bir ilim adamı olarak bu hanımefendiye cevap veremedi. Ve “;siz haklısınız”; demekle iktifa etti. Yine mutluluk çağından hatırlayacaksınız, Fahr-i Kâinat Efendimiz, Medine çarşısının baş denetçisi olarak Hz. Şifa annemizi görevlendirmişti. Yine hatırlayacaksınız, Fahr-i Kâinat Efendimiz, muhterem kerimeleri Fâtıma annemize ve kahraman savaşçı Nesibe annemize yaraları tedavi etmeyi öğreterek ilk hemşireliği kurmuştu. Muhterem okuyucularım, Efendimiz’;in kadın hakları konusundaki davranışları, aile hayatı içinde zarafeti, sonraki yüzyıllarda İslâm cemiyetleri içerisinde neden aynı tempo ile yürümemiştir? Sorusunun cevap şüphesiz bu kitabımızda tartışılamaz. Ancak şu iyi bilinmelidir ki, kadınların iffet ve şerefleri kadar kutsal olan hakları, bizzat Efendimiz’;in kanat gerdiği çok kutsal bir konudur. Bu konuda yanlış eğitilmiş bazı inananlar boş yere rahatsız olmaktadır. Tesettür dâhil her türlü iffet ve şeref kadının vazgeçilmez meziyetleridir. Ancak unutulmamalıdır ki, İslâm’;ın tanımladığı inanan kadın: her türlü hakka eşit biçimde sahip, hür, son derece bilinçli bir iffete sahip kadındır. İslâmiyet kendinden habersiz, bilinçsiz, esir tipi inanan kadın motifini kesinlikle reddeder. İslâmiyet, imânı öyle güçlü bir faktör saymıştır ki, bu imâna sahip bir mümin kadının hiçbir yanlışlığı yapmayacağına inanır. Eğer böyle olmasaydı, Efendimiz kadınlara okuyup yazma ve ilim öğrenmeyi emredermiydi? Eğer böyle olmasaydı, Efendimiz kadınları hususi şekilde eğitirmiydi? Eğer böyle olmasaydı, dinin yarısını Âişe’;den öğrenip buyurur muydu? Hz. Âişe ile sık sık koşu yarışı yaparmıydı? İffet ve namus kavramlarıyla hürriyet ve temel hakları birbirine karıştırmak pek hazin bir gaflettir. Çağımızda bilinçsiz bir iffetin yaşaması mümkün müdür? Burada çok önemli noktayı tekrar hatırlatmak istiyorum. Yeryüzünde kadınlara hitap eden ilk yazılı belge Kur’;an’;dır. Ve o zamanın müşrikleri Kur’;an’;ın her konuda kadınlara da ayrıca hitap etmesini bir türlü hazmedememişlerdir. Kur’;an’;ın bu sırrı Efendimiz’;in âlemlere rahmet hikmeti ile birleşmiş, asırlar ötesinde kadın haklarına dönüşün sırrı olmuştur.
ÖZLÜ SÖZLER:
-Ölü helvasıyla pasta savaşı yapmak,ölüye saygısızlıktır.
-Tek katlı eve asansör yapmak israftır.
-Ön tekerleği dönmeyen bisikletin,arka tekerleği dönüyor mu diye bakmaya gerek yoktur.
-Tüp bebek yapacak kadın aşeriyorsa,canı dayak istiyordur.
-Hapşıran düşmana çok yaşa denmez.
-Gezici kütüphane otobüsünde hamilelere yer verilmez.
-Arabaların kelebek camlarına,önceden tırtıl camdın denirse arabaya saygısızlık olur.
-Su tabancasını şeytan doldurmaz.
-At nalı uğur getirseydi eşekler yük taşımazdı...
-Saatli bombaya rolex takılmaz.
-Yanlış tabela günde bir kere bile doğru göstermez.
-Evine Güneş giren doktorun diploması sahtedir.
-İyi bir insan nuoğoğuouoooğ diye gülmez.
-Her üçüncü Murat ile beşinci Murat arasında, bir dördüncü Murat vardır.
-Sağırla yatan kepçe kalkar.
-4X4 teleferik olmaz. Hele rallisi hiç olmaz.
-Sağ ayağı 42 numara olanın, sol ayağı 38 numara olmaz.
-Yanağın içini traş etmekle sakalların kökü kazınmaz.
-Horlayan köpek ısırmaz. Havlayan tavşan da ısırmaz.
-Yürüyen merdivende basamak sayılmaz.
-Görünen köy kılavuz istemez olur mu hiç..